Ahmet Altan, önce babanın ‘darbe şakşakçılığını’ yazmalısın!
Necati Doğru
Sabah Gazetesi yazarlarından Yavuz Donat dün (22 Ocak 2010 Cuma) köşesine taşımıştı. Biz, gazetecilik dilinde yazının içine “gömme” deriz; “Evren Paşa, ölmeden önce Ağca hakkında konuşsa!” başlıklı yazımı (20 Ocak 2010 Çarşamba) kupür yapıp, makalesinin içine gömme olarak koymuştu.
Evren Paşa’yı bulmuş!
Necati Doğru, “Ölmeden önce Ağca’nın askeri cezaevinden kaçışı hakkında konuşsun da sırları çözelim” diye yazıyor, “Siz ne diyorsunuz paşam?” diye sormuş.
Evren’in cevabı nane!
“Ben Devlet Başkanıydım!
Polis amiri değildim.
Savcı mıyım, hâkim miyim?
Kaçmış... Sıkıyönetim Komutanlığı da sorumluları mahkemeye vermiş... Sonra Roma’da o olay oldu... Benim bildiğim bu...” diyor. Evren’in cevabını duyduk. Peki kuklalaştırılmış çürük katil Ağca’nın Abdi İpekçi’yi vurduğu dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş’in cevabı nedir?
***
Hasan Fehmi Güneş’i de CNN-Türk televizyon kanalının Haber Müdürü Rıdvan Akar, bulup, “bildiklerini anlatsın” diye ekrana (21 Ocak 2010 Perşembe) çıkartmış.
Cevabı kılıç gibi!
Sır düğümünü parçalıyor.
Hasan Fehmi diyor ki “(...) evet, 12 Eylül askeri darbesine giden sürecin en önemli parçalarından biri İpekçi cinayetidir. Polis katili yakaladı, sorgularken İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndan polise; ‘Siz tahkikata devam etmeyin... Sizin artık bu tahkikatı yürütmenizi, derinleştirmenizi istemiyoruz, biz yapacağız, biz tamamlayacağız. Eğer böyle bir suç işlenmişse cezasını da sıkıyönetim komutanlığı mahkemesi verecek...’ dendi, Hiçbiri yapılmadı...”
Katil ağca kaçırıldı.
Asker elbisesi giydirildi.
Askeri cezaevinden uçuruldu.
***
Taraf Gazetesi’nin Yayın Müdürü Ahmet Altan Bey, işte gördüğün gibi ben Necati Doğru’nun kalemi, her zaman “darbe ortamı yaratmak için katilleşenlerin, katilleri kuklalaştıranların, onları gizleyenlerin” ortaya çıkmasına, karanlık niyetlerin, demokrasi karşıtı her türlü melanetin soruşturulmasına omuz verdi.
Hep bu çizgide oldu.
Ahmet Altan Bey!
Oysa sen gazetende beni de “generaller darbe yapınca faydalanacakları dost gazeteciler” arasına koymuşsun. Sana bir liste vermişler. O listede, bütün iktidar yandaşları, başbakan yalakaları, cemaatçiler, hocaefendici, eski Adil Düzenci yeni Bilderberg’ci, senin gibi Amerikancı ne kadar isim varsa “bunlar orduya diklenen, kalemleri kırılacak, kelleleri vurulacak demokrat yazarlar” olarak tasnif edilmiş. Hatta bu kellesi alınacak yazarlar arasında 2003’te tek yazdığı konu “10 derste en iyi mastürbasyon yapma teknikleri” olanlar bile var.
Biz ise...
Beni ve çok sayıda “seçimle gelenler seçimle gitsin” diye her dönem yazmış demokrasiden yana, egemene, devlete, servete ve kaba kuvvete kul olmayan, ordu darbelerini hiçbir zaman istememiş olanları da “faydalanılacak yazarlar” başlığı altında toplamışsın.
Listeyi saf yayınlasan anlarım.
Yorum yapmışsın.
Hüküm koymuş, “muhtemel darbe destekçileri” çamuruyla bizi sıvamışsın. Biz iktidarı eleştiriyoruz ya aklınca ismimizi lekeleyerek bizi baskı altına almaya kalkıyorsun. Sendeki, ahlaksızlığın şahlanışı! Ahmet Altan Bey, ben kendimi biliyorum, senin bu balgamlı çamurun bana vız gelir. Sen “demokrasiyi arzulayan” bir çocuksun, sana bir yardımım dokunsun.
***
Sen önce “Babanın darbe şakşakçılığını” yazmalısın ki, okur senin samimiyetine güvensin. Senin Baban, Milliyet’te “Taş” adlı köşesinde halkın yüzde 56 oyuyla seçilmiş Adnan Menderes’in düşürülmesi için “darbe ortamı hazırlanmasına” kalemiyle katkı yapmış, öğrenci hareketlerini keskin üslubuyla desteklemiş, Turan Emeksiz adlı gencin öldürülmesi üzerine kışkırtmayı tavana çıkartmak için “bugün canım yazı yazmak istemiyor” diye döktürmüş, 27 Mayıs 1960 gecesi sabah şafak sökerken generaller, halkın oylarıyla seçilmiş Başbakan Adnan Menderes’i asmak üzerine darbe yapınca da senin baban hemen ertesi gün, 28 Mayıs 1960 günü; “Bugün canım yazı yazmak istiyor” diye coşku yükselten bir makale yazmıştı.
Bu makale tarihidir.
Senin genlerinin tarihi.
Genlerini taşıdığın Baban, bu makalede darbeyi yapan generalleri alkışlıyor ve “(...) Silahlı Kuvvetlerimizin Büyük Ata’nın yıllar arkasından akseden manevi direktifi ile yaptığı bu hareket, demokrasimizin en sağlam teminatı olarak tarihimize geçecek ve hürriyetlerden kendi sefil benlikleri için faydalanmak isteyen gafillere her zaman için unutulmaz bir ders olacaktır” diye yazıyordu.
***
Ahmet Altan Bey,
Gerçekten aydınsan.
Demokrasiden yanaysan.
Yazar etiğine sahipsen!
Yönettiğin gazetenin birinci sayfasında önce “Benim Babam da darbe şakşakçlığı yapmıştır, işte yazdığı yazı, bu yazıyı yazan sefili babalıktan reddediyorum” diye birinci sayfaya büyük puntolarla yazarak yayınla ve “Babam bile olsa ben darbecilere karşıyım” diye yaz.
Samimiyetini görelim.
Çünkü 27 Mayıs, 12 Eylül, 12 Mart darbelerinin hepsinde “darbe ortamı yaratma kışkırtmacısı olmuş” baban, dün Milliyet’teki yazısını “yanaklarından öpüyorum Ahmet’imin...” diye bitirmişti. Darbe kışkırtmacılığına doymadı, o kadar gencin günahına girdi, şimdi öz oğlu olan sen Ahmet’i kışıkırtıyor. Bu kadar aile boyu kışkırtmanıza rağmen; “generaller sizden daha demokrat” olmalılar ki, tuzağınıza düşüp darbe yapmıyorlar.