'Ahlaksız' bir adama özel yazı... Bu köşe, televizyon ekranını izleyip de ruh sağlığını kaybetmeyen insanlara hitap eden bir köşedir..
Köşe dönmeyi kendine gaye edinmeyen; zihni berrak, kafası fiziken yuvarlak, ama düşünceleri köşeli okurların köşesidir..
Derin güçlerle teması olmayan, derin düşünceye sahip okurların köşesi...
Ruh sağlığının bozulması için o kadar çok sebep mevcut ki, saymaya ne mürekkep yeter, ne vakit ne de tahammül..
Özellikle televizyon denilen o sihirli kutunun, Türk milletine verdiği zararın yoğunluğunu tahayyül etmek zor değil..
Müstehcenlik hatta müptezellik; içki hatta uyuşturucu; hakaret hatta şirretlik; ikiyüzlülük hatta yüzsüzlük bu toplumun değerler silsilesi mi olmalıdır?
Aklen sakat kişiler naklen panayır kurdurabiliyor..
İlerici gericilerle, gerici ilericiler ileri geri konuşuyor..
Ne yazık ki, Türkiye’de kendisini aydın olarak takdim eden insanlar ile kendisini böyle takdim eden insanları takdir ve takdis eden insanların varlığı, karanlıklar dehlizinde at koşturmaktan başka bir şey değildir..
Elbette çağdaş olmak, modern olmak, aydın olmak, aristokrat olmak arasında hem uzaklık hem de yakınlık vardır..
Ama ukala ve megaloman olmanın, bunlarla ne uzaktan ne de yakından bir ilgisi vardır..
Örneğin, mini etek giyen bir kişinin kendisini çağdaş insan olarak “sunması” ile, misvak kullanan bir kişinin kendisini en iyi Müslüman “sanması”, zihinsel bir metafor, fikirsel bir alabora değil midir?
Sosyolojik tahlilden bihaber, analitik zekadan topluiğnenin ucu kadar nasipdar olmayan insanların, hadiseleri dar bir mengeneye sıkıştırarak analiz yapması, toplumu bir “sentez”e değil, tez elden “sen-ben” kavgasına götürmüş olmuyor mu?
1400 yıl önce, örneğin İpana dış fırçası yokken, dişlerini misvakla temizleyen insanlar mı daha “çağdaş”tır; yoksa 21.yüzyılda dahi dişlerini hiçbir surette temizlemeyen insanlar mı?.
Ya da 600 yıl önce Selimiye’yi “inşa eden” Mimar Sinan mı moderndir; yoksa 21.yüzyılda iki su fıçısını üst üste “kaynaklayarak” minare yapan insanlar mı?
Yahut, onlarca yıl önce renklerin farklılığından adam gibi “resim” yaparak insanlara “göz banyosu” yaptıran Picasso mu “asri”dir; yoksa 2000’li yıllarda mankenlerin memesini “boyayıp”, meme boyamakla kalmayıp “göz de boyayan” ulusalcı ressamlar mı?
Son model bir arabaya binmek, “eşek yükü” kadar ziynet takmak, takmakla kalmayıp takıştırmak, vicdan denilen o mistik, mükemmel, muhteşem ve muazzam sermayenin “değerinden” daha mı fazladır?
Ne yapacağını bilememenin çelişkisini üzerinden atamayan, beş kuruşa haysiyetini satan, kel başa şimşir tarak satın alan bir tezatlıklar kumkuması haline gelen bir sosyolojik atmosferde biz artık neyi tartışmış oluyoruz?
Devir imaj devri deyip, doğru-yanlış, düzgün eğri, iyi-kötü demeden mal bulmuş mağribi gibi, her yeniliğin üstüne bodoslama atlayıp, karaktersizliğin zirvesinde vals yapmak ne hazin “oyundur”..
Ürkütülen kurbağa atılan taşa değer mi değmez mi diye düşünmüyor; taş değmediği zaman da kurbağa gibi “viyaklıyoruz”..
“Bitaraf olan bertaraf olur”, “Ne İsa’ya ne Musa’ya..” diyenlerin haklı olup olmadığını tartışırken dahi “iki arada bir derede kalıyoruz”..
Evet bu satırlar, denizin bitmemesi için, denize bir damla su koyma amacını güderken, bu bir damlanın da buharlaşmamasını temenni etmektedir..
Söz uçar yazı kalır, ama buza yazı yazılırsa geriye ne kalır?.
Herhalde geriye, ukalaları eleştirmek için ukalalık yapan bendenizin gaflet ve dalaleti kalır?!.
Fikri AKYÜZ
Yahut, onlarca yıl önce renklerin farklılığından adam gibi “resim” yaparak insanlara “göz banyosu” yaptıran Picasso mu “asri”dir; yoksa 2000’li yıllarda mankenlerin memesini “boyayıp”, meme boyamakla kalmayıp “göz de boyayan” ulusalcı ressamlar mı?